Sosyal Medya

Güncel

Ortadoğu’da oyun aynı oyuncular farklı

Küresel güçler, 100 yıl önce Osmanlı coğrafyasını kan gölüne çevirmiş, Sykes-Picot’yu dayatmıştı. Bugün de oyuncular farklı ama oynanan oyun aynı…



Darbe ve iÅŸgal giriÅŸimini püskürten Türkiye, hemen güneyinde oluÅŸturulmaya kalkışılan terör koridoruna karşı “Fırat Kalkanı”nı kaldırdı; Cerablus’a girdi. Daha düne kadar “DAEÅž’e destek veriyor”, “DAEÅž’e karşı elini taşın altına koymuyor”  Ã§ok sesli korosundakiler, “daha fazla ilerlemene gerek yok, orada dur” demeye baÅŸladılar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün Dolmabahçe Sarayı'nda düzenlenen 9. Avrasya İslam Şurası açılışında çok net bir ifadeyle "Biz şu anda Irak'ta yakında da Musul'da yapılacak operasyonlara aynı anlayışla, nasıl Cerablus'ta katıldıysak, nasıl Rai'de katıldıysak, şimdi yine söylüyorum... Biz bildiğimizi okuyacağız, bunu böyle bilesin." dedi; noktayı koydu.
 
YaÅŸanan bu geliÅŸmelerin ardından bugün Star gazetesinden Ardan Zentürk, Irak ve Suriye’de yaÅŸananların 100 yıl önceki  “paylaşım savaşı”nın tekrarı olduÄŸunu ancak oyuncuların deÄŸiÅŸmesiyle yaÅŸananların da farklılaÅŸtığını yazdı.  

"Zorlu bir tünele girdik, çıkacağız" başlıklı yazısında Zentürk, geçmişte ve günümüzde yaşanan gelişmelere dair şu tespitte bulunuyor:

“Osmanlı’nın yıkılışı sürecinde Ä°ngiltere ile Fransa’nın (aralarına Çarlık Rusyası’nı da alarak) hazırladıkları Sykes-Picot AnlaÅŸması’nın ÅŸekillendirdiÄŸi bölge, bugün “yeni egemenler” tarafından yeniden belirlenmeye çalışılıyor...

Ä°ngiltere-Fransa sömürgeci güçlerinin yerini ABD-Rusya’nın aldığı, ama, hesapların aynı bakış açılarından yapıldığı bir dönem...

Belli ki, Amerika, Sünni Arap coÄŸrafyasının iki önemli merkezinden birini, Halep’i, Rusya’ya bırakmış durumda. Kendisi, ikinci ve enerji kaynakları açısından çok önemli Musul’a sahip olmanın rotasında yürüyor.
Bu, yalnız Levant’ın deÄŸil, Sünni Arap coÄŸrafyasının da “iki kutuplu eksende” bölünmesi, parçalanması demek...

1919’un Büyük Britanya Ä°mparatorluÄŸu, “savaÅŸ yorgunu” ordusunun Irak-Suriye’nin tamamını kontrol edemeyeceÄŸini hesaplayarak, Suriye’ye Fransa’yı adeta davet etmiÅŸti. Bugün yaÅŸananlar, ABD’nin, kendisini, 2003 yılında iÅŸgal ettiÄŸi Irak’tan sorumlu gördüğünü, Suriye’de zaman içinde istikrarı saÄŸlama görevini, (belki de bataklığa saplanma ÅŸaÅŸkınlığını) Rusya’ya bıraktığını gösteriyor.

Fransa’nın birden yükselen huzursuzluÄŸu bundan... Rusya’yı Halep’te iÅŸlenen savaÅŸ suçlarıyla itham etmesi, son olarak Putin’i, Paris ziyaretini iptal etmeye zorlaması, yaÅŸanılan bu gerçeÄŸin dışa vuran artçı ÅŸokları...

Suriye’nin “geleneksel hamisi” Fransa artık devre dışı, Irak petrol bölgelerinin bir numaralı aktörü Ä°ngiltere ise Amerika’nın arkasındaki bir gölgeden ibaret...

Ama oyun aynı oyun ve bu oyun Türkiye’yi giderek, zorlu bir tünele doÄŸru sürüklüyor...
Yüksek risk dönemi

Irak-Suriye hattında akıp giden yıllar, Ankara’ya bir gerçeÄŸi dayattı: Küresel diplomasinin denge arayışları içinde bu bölgede zorlanan yeniden yapılanmanın Anadolu coÄŸrafyasına kazandıracağı güçlü ve yıkıcı dalgaları göğüslemek mümkün deÄŸil, çünkü, küresel aktörler ile, onların sergilediÄŸi tutulma, kendi saldırgan stratejilerini oturtmaya çalışan bölgesel devletlerin ana stratejisi zaten, diplomasinin bittiÄŸi yerden baÅŸlıyor: Askeri...

Son 13 yılda tüm dengeleri bilerek bozulmuÅŸ, “yeniden paylaşım savaşının arenası” haline getirilmiÅŸ bir alanda, “diplomatik denge arayışları” ile bir yere varamayacağımızı anlamış durumdayız.

Suriye’den büyük bir sığınmacı akımı ile karşılaÅŸtığımız dönemde ortaya attığımız ve ABD-AB hattında engelleme ile karşılaÅŸan “güvenlikli bölge” talebimizin diplomasinin koridorlarında neden zamana bırakılarak sümenaltı edildiÄŸinin ortaya çıktığı gerçeklerle karşılaşıyoruz.

Güvenlik içinde olmamızı istemiyorlar. Aksine, yeniden parçalanan yakın coÄŸrafyanın kaos anaforunun Anadolu’nun içine kadar büyümesini talep ediyorlar.
Bunu, ancak, ordunuzla önleyebilirsiniz.

Bu nedenle, Fırat Kalkanı Harekatı’nın gecikmiÅŸ ama ülkemizin güvenliÄŸi/bütünlüğü için hayati önemde bir harekat olduÄŸunu kabul etmeliyiz...
Bu nedenle, Musul etrafında koparılan fırtınalara kulak tıkayıp, gerekirse, daha büyük bir askeri gücü o topraklara sokmak zorundayız...
Yaşadığımız coğrafyadaki eli kanlı tüm küresel ve bölgesel oyuncular bir konuyu net olarak bilmek zorunda: Millet olarak güvenlik, egemenlik ve toprak bütünlüğümüzü ne pahasına olursa olsun korumak hakkımızdır!..

Geri adım atamayız. Diplomasinin günlük kaypak zeminine güvenemeyiz. Bugün dost ve müttefik görünenin yarın karşımıza ne tür bir silahla çıkacağını bilemeyiz.
Sınırımızın hemen öte yakasında askerleriyle varlıklarını artıranların, 15 Temmuz’da kolumuzu-kanadımızı kırmaya çalıştıklarını, bizleri kendi planlarının sıradan köleleri yapmaya çalıştıklarını asla unutamayız!..

Bizler, “100 yıllık hesaplaÅŸma”dan söz edip “üst akıl saldırılarını” ifade ederken, kıymeti kendinden menkul köşelerinden bütün bu söylenenlere üstte bakış kibriyle “neymiÅŸ bu fanteziler” diyenlerin de torunlarının yaÅŸamını alt-üst edecek bir tünelden söz ediyorum.

Tünelin ucundaki ışığı önce göreceğiz, sonra da çıkacağız.
BaÅŸka yolu yok

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.